Hadise vahim! Ama şanslıyız; menfur cinayeti işleyen suçlu elimizde, öyle gösterilmek istenmese de... Yüzyıllardır tartışmaların sürmesine neden olsa da ve hatta 'acaba kesin çözümü nerede?' diye saf saf etrafa bakılsa da... Yapmayın Allah aşkına! İzlenmesi gereken politika basit; "Suçlu ayağa kalk!" diyerek devam etmeli: "Sen erkek beyninin iletişim merkezine yayıldın ve erkeklerin beyinlerinin rotasyona uğramasına neden oldun. Onların altıncı hislerini körelttin. Cinsellik ve şiddet merkezlerini geliştirdin!" Sonra mı? İşte problem burada başlıyor; sonrası 'yok' olduğu için ceza infaz edilemiyor! Hatta suçlu serbest bırakılarak aramızda kol gezmesine izin veriliyor. Böylece yine en başa dönüyor ve tartışmaya devam ediyoruz. Bundan çıkar sağlayanlar da mutlu mesut yaşamaya devam ediyorlar, 'Ne güzel yine ortalığı karıştırdım' diyerek... Neden mi söz ediyorum... Tabii ya ben de bir kadınım ve bir kadın beynine sahibim, daha basit anlatmam gerekirdi... Efendim hadise; kadın beyninin erkek beynine oranla daha karışık olması ve bunun getirdiği tartışmalar. Suçlu; bu farkı yaratan testosteron! Kadın ve erkeğin en başta aynı beyne sahip olmasına karşın doğumdan sekiz hafta sonra testosteronun olaya dahil olmasıyla erkek beyni o büyük değişime giriyor. Ve büyük macera da başlıyor. Dr. Louann Brizendine'nin pek çok araştırma sonucuna dayanarak yazdığı 'Kadın Beyni' kitabında; işte bu maceraya adım adım tanık oluyoruz. Kadın ve erkek beyni arasındaki farkları okudukça (ki aslında bir kadın olarak hiçbirine şaşırmayarak) 'hımmm' diye kafa sallıyoruz... Aşağıda, hepsini olmasa da bir kısmını okuyabilirsiniz.