İlk ne zaman kedilerden güç almaya başladığımı hatırlamıyorum. Hani küçük çocuklar, geceleri yataklarının altından nefes sesleri geldiğini duyar ve korkudan gözlerini sıkıca kapayıp, birinin onları yatağın altındaki hayaletten kurtarması için dua ederler ya... İşte o yaşlarda gözlerimi kapar ve kısık sesle evdeki kediyi yanıma çağırırdım, "Gel pisi pisi pisi geeeeel..." Kız tekir korktuğumu anlar, evin neresindeyse kıymetli uykusunu gece karanlığında cin gibi gören gözlerinden düşürmeden, sessiz adımlarla odama gelir, yatağın üzerine zıplar ve münasip gördüğü bir vücut kıvrımıma kendini ustaca yerleştirip mırıltılar çıkararak, uykusuna kaldığı yerden devam ederdi. Nefes sesleri o an kesilirdi. Hayalet kediden korkar ve benim yatağımın altından çıkıp, kim bilir hangi zavallı kedisiz küçük çocuğun yatağının altına yerleşirdi. Bu yaşımda bile uyku arasında duyduğum seslerle, hissettiğim rüzgârlarla ilgili içime ne zaman korku düşecek olsa, yatakta benimle birlikte uyuyan kedilerimin varlığından güç alırım. Kedi uykusu beni rahatlatır. Onların uyuduğu yere kötülük ilişmez.
HER SATIRI OKUDULAR
Çalışma masam, üzeri genellikle karmakarışık olan geniş bir masadır ve o karmaşanın baş köşesinde hep kediler vardır. Çocukluğumda Hanım Kız, Cingöz, Mahir ve Tahir sırasıyla hayatımıza girip çıktılar. Tüm ders kitaplarımın üzerinde yatan, ödev kağıtlarının arasında yalanan ve silgilerime ısrarla fındık faresi muamelesi yapan Puma, benimle birlikte ortaokul ve liseyi bitirdi, üniversiteye girdi. Latince ve eski Yunanca öğrendi, Latin tiyatrosu üzerine tez yazdı. Daha evliliğimizin ilk günlerinde, çini mürekkebinin devrilme tehlikesi yüzünden, benim kadar hoşgörülü olmayan karikatürist eşimin altı aylık kedisi Gelgel, onun çizim yaptığı şöhlerlerin üzerinde yatma hakkını alabilmek için boyundan büyük bir savaş verirken, benim bu konudaki zaafımı hemen sezdi ve onun masasından sepetlendikçe, gelip benim masama kurulmaya başladı. Daktilonun tuşları tarama ucu kadar eğlenceli olmasa da, şeridini dişleriyle tutup çekmeye, dönen makaraları tırnak takıp durdurmaya bayılıyordu. Gazetecilik yaptığım yıllarda, hazırladığım haberlerde emeği büyüktür. Derken, aramıza bir de Fadik katıldı. Tabii ki o da şansını önce tarama ucunda denedi ama her seferinde, benim masamla yetinmek zorunda kaldı. Gelgel de, Fadik de önce Bahadır'ın kucağına tırmanır, oradan masaya terfi etmenin yollarını araştırır, başaramayınca benim masama tırmanıp ille de önümde açık duran kitabın, notlar aldığım kağıtların üzerine upuzun serilip, çoooook derin bir uykuya dalarlardı. Adalet Cimcoz'un biyografisini yazarken, ikisi de kitabı baştan sona satır satır okudular. Beş Sevim Apartmanı'na ismini veren, kedilerini paltosunun içine diktiği ceplerde taşıyıp misafirliğe götüren Sevim Hanım'ın öyküsünü, bana onlar anlattılar.
KEDİSİZ YAZILMAZ
Şimdi hayatımda Paşa ile Aspirin var. Ne zaman çalışmak için bilgisayarın başına geçsem, hemen uyudukları yerden kalkar, gelip vazifeymiş gibi masamın üzerine yerleşirler. Benim zaten yeterince karıştırıp dağıttığım masayı daha da kalabalıklaştırır, aradığımı hiç bulamayacağım bir hale getirirler. Paşa daha edeplidir. Onu ite kaka yerleştirdiğim yerde uyumayı becerir. Ama Aspirin'e laf anlatmak ne mümkün. Ne yapar eder, benim uygun gördüğüm boşluktan kalkar, gelip elime ya da koluma değebileceği bir yere yatar. Tuşların üzerinde hızla hareket eden parmaklarımın telaşını sever. Başını koluma dayar, uyur. Ben kolumda kedi uykusunun ağırlığı, onu refüze etmeye kıyamam, yazmaya devam ederim. Yüz bulur, bu kez bir elini klavyeye değdirir. Hoş görürüm. Su içmek için kalkacak olsam, kolumdan düşen başını hemen bilgisayarın klavyesine dayar veya son yazdığım cümleleri hızla siler ya da kendisi yeni şeyler yazar. O yüzden masadan kalkarken hep yazdıklarımı kaydederim. Ama bilgisayarı asla kapatmam. Çünkü bir gün yazacağı şeylerin bir anlamı olacağına inanıyorum. Bir gün kedim, ben yokken bir şeyler yazacak ve okuduğumda hiç bilmediğim şeyler öğreneceğim. Sonra onun yazdıklarına kendi yazdıklarımı ekleyeceğim. O hiçbir şey olmamış gibi yine başını koluma dayayacak; telaşlı parmaklarımın hareketinden hiç rahatsız olmadan, derin derin uyumaya devam edecek. Kedi uykusu bu kadar güven vericidir. Bir gün yazmazsam, yazamazsam biliyorum çıldırmayacağım... Yazmadığım eski zamanlarda ne yapıyorsam, yine aynı şeyleri ya da bambaşka şeyleri yapmaya devam edeceğim. Ama yazarken yanımda bir kedi olmazsa, gerçekten çıldırabilirim. Bu yazıyı yazarken kedilerimden uzaktayım. Ama burada da misafir iki kedimiz var. Ayşe Kumbile ve kızı. Onlar sokak kedisi bile değiller, bir mandalina ormanında yaşıyorlar ama ev kedileri ne biliyorsa, aynısını biliyorlar. Okuduğum kitabın, gazetenin üzerinden inmiyor, devamlı kendilerini sevdiriyorlar. Karşılığında da her sabah avladıkları bir tarla sıçanını ya da fındık faresini hediye olarak getiriyorlar. Bitirmek üzere olduğum romanın düzeltmelerini birlikte yaptık, bu yazıyı da yine birlikte yazdık. Ayşe Kumbile ve kızı olmasa, kedilerimin doldurmasına alışık olduğum o koca boşlukla nasıl başederdim bilmiyorum. O yüzden yazarken mutlaka bir kedi... Bir kediye krallığım!