26 Ocak 2007
         

Tekerlekli sandalye koridora çıkar mı?

26 Ocak 2007 Tarık SİPAHİ

Genç yazar Tarkan Barlas ödüllü ilk romanı Lanetli Oda'da dağılan hayatların izlerini sürerken, iş ve aşkın nasıl çöküp, çözüldüğünü anlatıyor. Önce yaratıp sonra altında kaldığımız kaosa tanık oluyoruz.

1 Çalışma hayatımız gerçek hayatımızla örtüşüyor mu?
- Şu anda iş dünyasına hâkim olan genel duygu mutsuzluk. Sabah ayaklar geri geri gidiyor. Çünkü fazla hızlı dönen bir çemberin içindeyiz. İnsan en sevdiği işi bile yapsa, ondan her gün aynı işi, aynı hızda yapmasını beklemek, evinde bile iş düşünmesini istemek insan doğasından çok şey beklemektir bana göre. Çalışan kişi, beklentilere yetişebilmek için, kendini zoraki motive etmeye, çalışırken eğlendiği izlenimini vermeye çalışıyor. Sabah o kapıdan girerken kendinizi motive etmeyi başaramıyorsanız, o kapıdan girmiş olmuyorsunuz, kapı sizi hızla içeri çekmiş oluyor. Kitapta anlattığım gibi...

2 "Yıllardır tekerlekli sandalyeye mahkûmdum; hafta içi her gün." Çalışma hayatımızdaki bu yaygın yaşam biçimi bizden neler götürüyor?
- İş yerindeki tekerlekli sandalyeler mahkûmiyet sembolü gibi. Sabahtan akşama kadar, hatta bazen iş saatlerinin ötesinde, gece yarısına kadar aynı yere mahkûm olma durumu var. Bir yandan büyük bir hız var ama bir yandan da o hızın içinde sabit bir noktaya çakılısın; aslında duruyorsun. Çalışan kişinin önünde o an yaptığı bir iş var ve bitirdikçe önüne konan çok acil yeni işleri var. Sanki o akşam bitiremezse ertesi sabah ölecekmiş gibi çalışıyor. Kısır bir döngü içinde ve tekerlekli sandalyenin üzerindeyiz. Hayatın orada geçiyor, yüzde 80 tekerlekli sandalyede.

3 Kitapta yer alan "Sana sevgilimden değil karımdan bahsediyorum. Ona hâlâ âşığım,'' sözünüzden yola çıkarak evlilik denkleminde aşkın rolü nedir?
- Evlilikte aşkı sürdürmek, doğal akışına bırakılacak bir şey değil. Mutlaka çaba gerekiyor. Çünkü insan doğasına cuk oturan bir şey değil evlilik. Tamamen ters de değil. Hem çok istenip hem de sancılar yaşattığına göre tuhaf bir durum var ortada. Göze alınması gereken bir sancı var demek ki. Herkes kendini, içinden gelenlere bırakırsa evliliğin sürmesi mümkün değil. Çünkü hararetli aşk ve tutku dönemi mutlaka üç dört yıl içinde biten bir şey. Bu süzgeçten geçtikten sonra elinizde kalan, hayatınızı dolduran bir şeyse, hayatı anlamlı kılıyorsa devam edeceğiniz bellidir zaten. Feda etmeyi göze alamadığınız bir şeye sahipseniz devam edersiniz.

4 "Yaşadığım korkuyu bastırmak için sokağa çıkmak, şehrin kalabalığında yürümek istiyorum," ifadesinde sokaklar neyi anlatıyor?
- Şehrin, kaotik gibi görünüp aslında çok güzel olan bir tarafı var. Sokakta, kalabalığın içinde yürürken kimsenin sizi tanımaması, umursamaması bazen çok ihtiyaç duyduğumuz bir şey. Tam karşılığı özgürlük duygusu herhalde. Küçük bir kasabaya göre şehrin en güzel yanı bu zaten. Bir bara girdiğinizde, oradaki herkesin sizin hakkınızda fikir sahibi olduğunu düşünsenize. Meraklı komşularla apartmanda kapalı kalmak gibi olur. Bazen, kendinizi saplandığınız bir sorundan kurtarmak için yürüyüşe çıkarsınız. O sırada özgür olduğunuzu hissedersiniz.

5"Gerçeği çıplak görmek yaralayıcıdır." Bu temel tanımınız günlük hayatta nasıl karşımıza çıkıyor?
- Aslında edebiyatın da sanatın da ortaya çıkış nedenlerinden biri budur. Çıplak gerçeklik katlanamadığın bir şey olduğu için ona bir biçim vermeye, şıklık katarak çekilir hale getirmeye çalışırsın. Yazar ya da sanatçı bunu yapar. Diyelim ki asosyal birisiniz ve bu gerçek çok tatsız geliyor size. Oysa kabullenemediğiniz bu gerçeği, bir roman veya film kahramanı öyle bir yaşar ki onu, özel bir kurgu içinde, güçlü ifadeler, sihirli kelimeler eşliğinde izlemekten zevk alırsınız. Acı bir şeyi bayıla bayıla izlersiniz. Durumu kabullenmek kolaylaşır böylece. Bir de günlük hayatta sakıncalı bir biçim verme yolu daha vardır. Örneğin, okul hayatımızı bölmemek için futboldan vazgeçtiğimizi anlatmışızdır yıllarca. Oysa futbola yeteneğimiz olmadığı gerçeğine katlanamayıp onu örtmeye çalışmışızdır. Sağlıklı olanı birincisi tabii. Başka bir karakterin üzerinden kendi sorunumuzu görüp kabullenebilmek...

6 "Etrafımdaki herkese sevilme isteğiyle bakıyordum," diyen roman kahramanınız hangi insanlık durumunu yansıtıyor?
- Kimse sizi görmüyorsa ölmüşsünüzdür. Onun gibi, yani görünür olmak gibi bir şey sevilmek. Şehrin az önce bahsettiğim özelliği, yani kimse tarafından tanınmamak, umursanmamak bazen özgürlük için çok gerekli ama bazen de tam tersine ihtiyaç var. Kendini kötü hissettiğinde 'Birileri beni arasın, benden yana olsun,' isteği dayanılmaz olur. İnsan, yaptıklarının fark edilmesini de bu yüzden ister herhalde. 'Yaptığım şey takdir edilsin, yoksa var olamıyorum,' duygusu sıkıntı verir çünkü.

7 "Düşünceleriniz maalesef bu kez size tuzak kuruyor, çünkü artık inanca dönüşmüşler." Romanınızdaki bu yaklaşımınız insanı şablonlarla yaşamak kolaylığına sürüklemez mi?
- Henüz ispatlanmamış konularda, bilimsel verileri de alet ederek çok katı kaldığınızda bilimsel inanç gibi saçma bir kavram çıkıyor ortaya. Bir şeyi karşındakine tamamen ispat edemeyeceksen, 'Bence şöyle olabilir,' deyip bırakmak gerek. Tarkan Barlas / Lanetli Oda / Everest

Diğer Kitap Haberleri
Türkiye
Topkapı Sarayı
Eski Kalp
İki Kişilik Yalnızlık
Yokoluş
Haydi Osmanlı Sefere
Bulutların Prensi
Kendi Kendine Konuşmaktır Aşk
Atatürk ve Çanakkale'nin Komutanları
Öldürme Sanatı
Mutluluğun Mimarisi
Gelecek Sefere
Dionysos'un Mirasçıları
Daktiloya Çekilmiş Şiirler
Urfa Yemekleri
Ada Konukları
Okuma Günlüğü
Yolunu kaybetmek istemeyenler için
'Hangi tarafından baksanız güzeldir'
Pıtırcık'ın öyküleri
Işıklı kitaplar
Hem küçüklere hem de büyüklere
En güzel terapi
Bulutun tükenmeyen sevdası
Antik hikâyeler
Tilkinin yüz, kedinin bir oyunu
Patates baskılı ikiz kediler
Sermayesini kediye yükleyen kitabevi
Her idealist bir zorbaya dönüşebilir
Mutlu tembellik sıcacık dostluklar
Her resmin öyküsü var
Kedi: Seksi ve bağımsız
Kedilerin dünyasını keşfetmek için
Irkçılık ayrıntıda gizlidir
Göktaşından savaş çıkar mı?
Bir kediye krallığım
Bana sürtünen 105 yaşına kadar yaşayacak
"Memet Fuat Ödülleri"
Bir kadını erkekten farklı kılan şey!
Dans Dergisi Ocak Sayısı
Ünlü kadınlarımız 'mış' gibi yapıyor
Aylık Mizah Dergisi O-HAA Çıktı!
Merkez Kitaplar'dan "Podyum"
Mitleri yorumlamak
Çöküş
Clive Cussler'dan Kutsal Taş
İstanbul’a yeni bir dergi
Raflardan
'Yazdıklarımın erkek fantezisi olduğunu söylediler'
"İşte Benim Öyküm" öykü yarışması
Orange ve Whitbread'in sahibi Küçük Ada
Yeni Baskılar
Kadınlar futboldan anlamak zorunda mı?
Usta haber sunucusu anılarını kitap yaptı
"Esrarengiz Kitaplar" dizisi
Hayatınızı hangi kitap değiştirdi?
'Yaşar Kemal beni cezalandırdı'
Dünyanın en yaşlı zeytin ağacı nerede?
BU YIL neler okudular?
Meraklısına özel 'ağır' eserler
'Rokoko'nun kraliçesi
Pembe kurdeleye sarılı romanlar
Keşke geri gelse...
'Çevirmenler suya yazı yazar'
Çocuklar kitap okuyarak yetişir
Yılın edebiyat fotografisi
2006'da edebiyatta neler oldu?
Masa üstündeki değerli kitaplar
Yaşam da bulutlar gibidir, ölüm de
Hayatın 'sıradışı' gerçekleri
'İran'daki dağları Hollanda'ya getirdim'
'Aşk erkeği siler'
Ah Boğaz'ın güzeli TARABYA
Kaç tane Türkçe var?
Tarihte kadın
Bir Kadın Bir Ses
Aşk Başkadır
Adem'le Havva'nın Güncesi
İstanbul Twist
Bir Düğün Gecesi
Seksi Anneler
Denemeler
Küçük Kadınlar
İçeriye Bakan Kim?
Selanik'teki Ev
Buluştuğumuz Yer Burası
"Bugün pazar, Yahudiler azar''
Hal ve Zaman Mektupları / Vatan Dersleri
Doktor, Ne Kadar Ömrüm Kaldı?
Öldür Öldür Öldür
Bülbülü Öldürmek
Denge
İslamcılığın Üç Kolu
Avare Kuşlar
Türkiye