Bitmeyen bir dönemin içine sığmak bilmeyen kısacık bir yaşam. Fransa Kralı 16. Louis'nin karısı Marie Antoinette'in öyküsünü böyle mi özetlemeli? Neden olmasın? Stefan Zweig'a kulak verelim: "Kraliçe Antoinette'in hikâyesini yazmak demek, onu suçlayanlarla savunanların en şiddetli biçimde karşı karşıya geldikleri, yüz yıldan fazla sürmüş bir geçmişi kayda geçirmek demektir. Tartışmanın ateşli bir havaya bürünmüş olmasının sorumluları onu suçlayanlardır. İhtilal krallık rejimini vurmak için Kraliçe'ye, Kraliçe'nin kişiliğinde de onun kadın yönüne saldırma ihtiyacını hissetmiştir. Ne var ki hakikatşinaslık ile politikanın birbiri ile bağdaştığı nadirdir, üstelik bir de, bir karakterin demagoji amacıyla resmedilmesi isteniyorsa, kamuoyunun işgüzar hizmetkarlarından pek adalet beklenemez."
NE AZİZE NE FAHİŞE
Geçen yüzyıla damgasını vuran en önemli aydınlardan biri olan, yaşamı kadar dramatik ölümüyle de (Bu köklü pasifist, savaş ve despotizmin ateşli muhalifi, 1933 darbesinden sonra Naziler'den kaçmıştı, Avrupa'nın içine düştüğü sefil durum nedeniyle acılara dayanamayıp Brezilya'da 1942'de karısıyla birlikte intiharı seçti) derin izler bırakan Stefan Zweig, Türkçe'ye ilk kez çevrilen ünlü biyografi yapıtı Marie Antoinette Vasat Bir Karakterin Portresi'nde devrime 'arzusu hilafına' aykırı-simge olan bu kadını, tartışmalardaki kargaşadan iyice sıyırmaya soyunmuştu. Ona göre ne bir azizeydi Antoinette, ne de bir fahişe. "..çok vasat bir karakterdi, aslında sıradan bir kadındı, özellikle zeki olmayan, özellikle çılgın olmayan, ne ateş ne buz olan, iyiye yönelik olağanüstü bir güç de, kötüye yönelik en ufak bir azim de taşımayan... bu yüzden de ilk bakışta bir trajediye konu olamayacak bir kadın." Zweig, Freud'a hep yakın olageldi. Bu temel tez üzerinden, tam da sıraladığı bu nedenlerden ötürü, kendisiyle yazgısı arasındaki orantısızlıktan ötürü, pek çok tarihsel kişilikten daha ilginç bir hale bürünen bir kişiliği 500 sayfayı aşkın bir derin analizle gözler önüne seriyor, 'açıyor'. Tevfik Turan'ın temiz çevirisiyle sunulan kitap, 'İhtilal-i Kebir' ve sonrasındaki bir türlü bitmek bilmeyen tarihi tartışmalar alanında, yazarının derinliği ve titizliği nedeniyle, bir başucu kitabı olarak tanımlanır.