Doğumu 1931 Erzincan. Ölümü 9 Ocak 1990, İstanbul... Hiç doğum günü olmadı, ama ölümünü son şiiri Üstü Kalsın'da "Her ölüm erken ölümdür" diyerek bildi. Daha on yaşına basmadan, İstanbul'da, zamanın emniyet güçlerinin sorgulama karargahı olan Sansaryan Han'a düştü. Lise yıllarında aruz vezniyle şiirler yazdı. Kendi kendine eski yazıyı öğrendi. Ona sorsanız: "Birkaç kez evlendi", oysa herkes yetmiş kez evlendiğini sanırdı. Bir dükkana girip bir şeyin fiyatını soramaz, sormak zorunda kalırsa da mutlaka alırdı. Paris'e gidip Louvre'u, Konya'ya gidip Mevlana müzesini görmedi. Berbere gitmez, saçlarını kendisi keserdi. Davetlerde, kokteyllerde görünmekten pek hoşlanmazdı. Bir büyük özlemi "mavi sakalı" ile dolaşmaktı sokaklarda... Kendisine "Mareşal" seçtiği romancı-öykücü Muzaffer Buyrukçu ile 12 Eylül sonrasının Başbakanı Turgut Özal'ı Taksim'de düelloya davet etti. 26 yılda 28 ev değiştirdi. Kadıköy'de her zaman vapur iskelesine en yakın evde oturmaya çalıştı. Asıl adı Cemalettin Seber'di; şiirlerinde, yazılarında Cemal Süreya adını kullandı. Şiirleri ve yazıları kitaplarda yaşamını sürdürüyor. Ama böyle bir şairin hayatı meraka değmez mi? Feyza Perinçek ile Nursel Duruel, Can Yayınları arasında çıkan Cemal Süreya, Şairin Hayatı Şiire Dahil başlıklı ortak çalışmalarında Cemal Süreya'nın şiirlerinin de tanıklıklarıyla şairin yaşamı odağında bir "merak" yolculuğuna çıkıyorlar. Hayatın ve şiirin birbirinden ayrılmazlığının kanıtı bir çalışma; üstelik de "çok okunur" bir roman lezzetinde... Perinçek ve Duruel, bir arkeolog titizliğiyle Cemal Süreya'nın şiirinin özünde, temelinde, dip kuytusunda yer alan imgelerin, deyişlerin, anlamların onun yaşamını nasıl biçimlendirdiğini; bir başka deyişle hayatını biçimlendiren olgu ve olayların şiirine nasıl yansıdığını sözcüklere aktarıyorlar. Şairin hayatı işte bu yüzden de şiire dahil değil midir? Cemal Süreya'nın toplu şiirlerinin yanı başında duracak, onun şiirini okuyup anlamaya rehber olacak bir kitap, "Cemal Süreya" biyografisi... Bugünlerde yayınlanan bir başka Cemal Süreya kitabı da Artshop Yayınları arasında çıkan Cemal Süreya ve Sonrası... Cemal Süreya Kültür Sanat Derneği'nin de katkısıyla hazırlanan kitap, deyim yerindeyse tam bir aşure çorbası... Hiçbir editoryal çalışmanın eleğinden geçmeyen kitapta sıra-düzen gözetilmeden hem Cemal Süreya'nın yazı ve şiirlerinden alıntılar; hem ölümün ardından yazılanlar yer almakta... Sanki bir çuvala Cemal Süreya ile ilgili belgeler doldurulmuş ve ilk ele gelenler yayımlanma tarihi dahi gözetilmeden kitaba alınmış gibi... Cemal Süreya için emek en yüce bir değerdi. Bu denli değerbilmezlik karşısında ne derdi bilemiyorum.
AHMET ERHAN'IN ÖDÜLÜ
Türkiye Yazarlar Sendikası (TYS) ile Milas-Ören Belediyesi'nin koyduğu Melih Cevdet Anday Şiir Ödülü'nü bu yıl Ahmet Erhan Everest Yayınları arasında çıkan Sahibinden Satılık kitabıyla kazandı. Doğan Hızlan başkanlığında TYS Başkanı Enver Ercan, Gülten Akın, Ataol Behramoğlu, Eray Canberk, Egemen Berköz ve Refik Durbaş'tan oluşan seçici kurul, katılan 39 şair arasında Ahmet Erhan'ı oy çokluğu ile ödüle değer buldu. Erhan, ödülü'nü Melih Cevdet'in ölüm yıldönümünde, ağustos başı, Ören'de alacak.
ÜVERCİNKA 50 YAŞINDA
Cemal Süreya'nın ilk şiir kitabı Üvercinka, 1958 yılının şubat ayında Yeditepe Yayınları arasında çıkar. Kapak düzenini Sait Maden'in yaptığı kitap 59 sayfadır. 100 kuruş fiyatı olan ve 4300 adet basılan kitap altı ayda tükenir. Süreya ilk baskıdan telif ücreti olarak 150, ikinci baskıdan 450 lira alacaktır. Süreya "Neden Üvercinka" sorusunu şöyle yanıtlayacaktır: "Üvercinka, güvercin kanadından kısaltılarak elde edilmiş bir sözcük. Barışa, aşka, dayatmaya dönük bir kavram." O zaman da, bu zaman da çok okunan, bir "kült" kitap kimliği kazanan Üvercinka kitabının bir kaderi ise Süreya'nın yedi yıl süren bir davanın ardından boşandığı eşi Seniha Hanım tarafından sobada yakılmasıdır.
DERKENAR
* Edebiyatımızda da etkisi görülen "Varoluşculuk" un yaratıcılarından Jean Paul Sartre'ın Gizli Oturum, Mezarsız Ölüler, Sinekler, Kirli Eller, Şeytan ve Yüce Tanrı, Saygılı Yosma adlı oyunları, Işık M. Noyan'ın çevirisi ile tek cilt olarak çıktı. (İthaki Yayınları)
* Ataol Behramoğlu, Yurdu Teninde Duymak başlıklı yazılarının birinci bölümünde Anadolu'da yaptığı gezilerin izlenimlerini, ikincisi Nasıl Millet Olunur'da ulus kavramı ve kültür-sanat değerlerinin bu oluşumda belirleyici işlevini anlatıyor. (Cumhuriyet Kitapları)
SAHAFİYE: KUYUCAKLI YUSUF
Sabahattin Ali'nin ilk kez 1937'de yayınlanan ünlü romanı Kuyucaklı Yusuf, 1 Haziran 1943 tarihinde Akba Kitabevi tarafından üçüncü kez basıldı. "Toplu eserlerinin üçüncü cildi" olarak yayınlanan romanda Sabahattin Ali, yayınevinin deyişi ile "bir memleket köşesini, batı Anadolu'daki küçük bir kasabayı önümüze sermekte." Sabahattin Ali'nin bütün yapıtları ise günümüzde Yapı Kredi Yayınları tarafından yayımlanmakta.
AYNASI KENDİSİ BİR ŞAİR
Müzmin bir muhacir. Mersinli bir ailenin çocuğu olarak Ankara'da dünyaya geldi. Şimdi İstanbul'dan seyrediyor dünyanın halini. İlk gençliğinde Fatih Terim ile futbol oynadı. Ama futbolda değil de at yarışlarında dizginledi heyecanını. Belki de bu yüzden şiirinde sözcükleri duygusallık ile duyarlılık arasında yarıştırıyor. İlk şiirleriyle ülkesinin alacakaranlığını ışığa boğdu ve o ışığın meşalesi hiç sönmedi yazdıklarında. Yetmişli, seksenli yılların genç kuşakları sardunya nasıl açar şiirlerde, çakıl taşı hangi denizi yurt edinir, onun şiirlerinden öğrendi. Yalnız kiraz mevsiminde rakı içmedi; tufanını alnında taşıyordu çünkü. Otuz yıldır yazdığı şiirlerde hep bir şeyler anlatmaya çalıştı. Ülkesini anlatırken kendisini de ihmal etmedi. Yaşamına ve yaşadıklarına ayna tuttu şiirlerinde... Bu yüzden de şiirinin dip sularında kendi özel tarihi ile "sevgili yurdu"nun tarihi iç içe, aynı sayfalarda kulaç atmakta... Beton kümbetlerden oluşmuş kentlerde kimi zaman bir yılkı atı misali dolaştı; kimi zaman son kitabında olduğu gibi satılığa çıkardı yalnızlığıyla örselenmiş "hasarlı" hayatını... Gökyüzüne, toprağa ve denize inandı. Şiire inandı en çok da... Kendisine, Ahmet Erhan oluşuna bir de...